Bandista / "Anlatılan senin hikayendir"

"Haydi barikata, haydi barikata... Ekmek adalet ve özgürlük için !"
http://tayfabandista.org
kelle ve evrim

Zehirli Yilanlar, Kaygan Yilanbaliklari ve Harun Yahya
Richard Dawkins
2006 yilinda, Musluman Turk apolojist Harun Yahya tarafindan yazilmis, Atlas of Creation isimli kitabi, siparis vermemis olmasina ragmen, tamamen ucretsiz olarak posta kutusunda bulan dunya capinda onbinlerce bilim adamindan biri oldum. Onbir dilde yayimlanan kitabin tezi, evrimin yalan oldugu. Ana "kanit", her biri gunumuzdeki karsiliklari esliginde sayfa sayfa sunulmus, fosilin zamanindan beri hic degismedigi soylenen hayvan fosillerinin guzel fotograflarindan olusuyor. Kitap buyuk, 700 sayfadan fazla, renkli, kuse kagida basili, gosteris yapmak icin kahve masasi uzerine koyulacak cinsten. Boyle bir kitabi uretmenin maliyeti fazlasiyla yuksek olsa gerek, ve insan kendini bunun bunca dilde ve bu kadar fazla nusha halinde uretimi ve dagitimi icin harcanan paranin nereden geldigini merak etmeden edemiyor.
Kitabin butun anafikrinin gunumuz hayvanlariyla fosillesmis karsiliklarinin guya benzerligi uzerine dayandigi dusunuldugunde, kitabi rasgele karistirirken 468. sayfanin, biri gunumuz, biri de fosillesmis "yilanbaligi"na ayrildigini gormek beni eglendirdi. Resmin aciklamasi diyor ki:
"Anguilloformes takimi icinde 400'den fazla yilanbaligi turu bulunmaktadir. Milyonlarca yildir hicbir degisim gecirmemis olmalari, evrim teorisinin gecersizligini bir kez daha ispatlamaktadir."
Gosterilen yilanbaligi fosili gayet tabii gercek bir yilanbaligi olabilir, bilemiyorum. Fakat suphesiz, Yahya'nin cizdigi (solda) gunumuz "yilanbaligi" bir yilanbaligi degil, muhtemelen cok zehirli Laticauda cinsinden bir denizyilanidir (bir yilanbaligi tabii ki hicbir sekilde bir yilan degil, teleost bir baliktir). Kitabi bu tip benzer kusurlar icin taramadim. Fakat bunun neredeyse acip baktigim ilk sayfa oldugu dusunuldugunde, kitabin ana tezi olan gunumuz hayvanlarinin fosil karsiliklarinin zamanindan beri hic degismedigi savinin ne degeri kalir ki?
Sirasi gelmisken belirteyim; Mayis 2008'de, gercek adi Adnan Oktar olan Harun Yahya, bir Turk mahkemesinde "sahsi menfaat icin yasadisi orgut kurmaktan" uc yil hapis cezasina carptirilmisti.
Bu sacma kitabin bazi diger sayfalarina daha baktim. 54-55, 368-369 ve 414-415. Sayfalarda ikiser sayfa kaplayacak halde yayilanlarin "Crinoid" oldugu belirtilmis, ve hepsi eski crinoid fosillerinin gunumuzdekilere ne kadar benzer oldugunu gostermeye calisiyor. Crinoidler, derisidikenliler subesinden denizyildizlarinin bitkiye benzeyen akrabalaridir. Bu uc cift sayfada da neredeyse ayni resim aciklamasi yer aliyor. Iste 54. sayfa'daki aciklama:
"Hayattaki haliyle birebir ayni olan, 345 milyon yil yasindaki crinoid fosili evrim teorisini curutuyor. 345 milyon yildir degismemis olan crinoidler evrim teorisini curutuyor ve Tanri'nin yaradisini bir hakikat olarak ortaya koyuyor."
Her uc cift sayfada da savi izah etmek icin gunumuz crinoidlerinin guzel bir renkli fotografi bulunuyor. Tek mesele su: hicbir sayfada, gunumuz ornegi gosterilen hayvan, bir crinoid degil. Bir derisidikenli bile degil. Bir ikincil agizli (derisidikenliler ve bizim de ait oldugumuz alt alem) bile degil. Zoolog okurlar, bunun bir sabellid, bir halkali solucan oldugunu fark edeceklerdir.
402. sayfada, dogru bir sekilde ophiuroid olarak belirtilmis dort adet fosil resmi bulunuyor. Ophiuroidler derisidikenlilerin onde gelen bir sinifidir. (Digerleri denizyildizlari, denizkestaneleri, ve crinoidlerdir.) Bir kez daha, standart olarak sunulan yaradilisci resim aciklamamiz
"180 milyon yillik bu fosil, ophiuroidlerin 200 milyon yildir ayni oldugunu gosteriyor. Bugun yasayanlardan farksiz olan bu hayvanlar, evrim teorisinin gecersizligini bir kez daha ortaya cikariyor."
Burada fosillerden beri degisimin olmadigini aciklayacak bir degil iki resmimiz var. Bu gunumuz hayvanlarindan biri gercekten bir ophiuroid. Digeri bir denizyildizi! Derisidikenlilerin tamamen farkli bir sinifindan, ve en kotu niyetli bakisla bile gozle gorulur bir sekilde cok farkli.
Son olarak, PZ buna Pharyngula'da dikkat cekti, fakat eksiksizlik acisindan ben de bir resim ekliyorum. Sayfa 244'te Yahya, trichopteralarin kehribar icinde 25 milyon yildan beri bozulmadigi icin hic degismediklerini soylemek istiyor. Bir kez daha, resim aciklamasi:
"Bu canlilar, yapilarinda en ufak bir degisiklik olmaksizin milyonlarca yil boyunca varligini surdurmustur. Bu boceklerin hic degismemis olmasi, hic evrimlesmemis olduklarinin bir isaretidir."
Simdiye kadar, gunumuz hayvanlarindan birinin fotografina baktigimiz zaman oldukca iyi bir seyler bekleyegeldik. Gunumuz trichopterasi ne olacak? Belki bir tekes? Bir bahce sumuklubocegi mi? Buyuk bir karides mi? Hayir, bir bakima bunlardan cok daha iyisi: bariz bir celik kancaya takili bir balik yemi!
Bu kitabin pahali ve isiltili uretimiyle icerigin "nefes kesen anlamsizligi"ni bagdastirmakta aciz kaliyorum. Acaba gercekten anlamsizlik mi, yoksa basit tembellik mi – ya da cogunlukla Musluman yaradiliscilar olan hedef kitlenin cehalet ve aptalliginin alayci farkindaligi mi? Ve para nereden geliyor ?
Ingilizce aslindan ceviren: Kutluhan Celik
Yat Tuzla... Kalk Tuzla...
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'se, sorunu çözmek için çalışmalara başladıklarını belirterek, "Hâlâ ne eylemi yapıyorsunuz?" diyerek eylemcilere çıkıştı. Eylem yapan sendikanın ‘yetkili’ olmadığını da belirten Çelik, "Yatıyoruz Tuzla, kalkıyoruz Tuzla" dedi ve eylemcileri “kamuoyuna havale ettiğini" söyledi.
Haberin tamamı
"Yatıyorsun Tuzla, kalkıyorsun Tuzla" demek?... Bu laf memleketin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı'nın ağzından çıkıyor... Anlaşılan kendi "iş koşulları" ağır gelmiş Sayın Bakamayan'ıma... Arada bir dinlence, eğlence, tatil istiyor... E hakkı tabi ki...
....
Bilmece Bulmaca...

Basit bir bilmece; yukarıdaki resimde görmekte olduğunuz insanlardan Müslüman olanı bulunuz...Ufak da bir ipucu verelim;
Cevap; Bu ablaların, teyzelerin, kardeşlerin hiçbirisi Müslüman değil... Tanıdık bayrağı görüp de atlayan sazanlar için açıklama; O teyze Ermeni bir vatandaşımız, Papa'yı bekliyor teyzem İstanbul'da... Sırayla pek tanınmama olasılığı olan bayraklar da; Bulgaristan, Gürcistan, Sırbistan, Hırvatistan ve Romanya...
İşte "böyle" öptü !
Bugün bayram...
Ankara'da şaibeli bomba aracı, Tuzla'da gecekondu muharebeleri, yeni polis yasası ve cinayetler eşliğinde (Kaymaz ailesi / Nijerya vatandaşı Festus Okey) yeni cumhurbaşkanı-m-ız-laştırılamadıklarımız ve yeni anayasa tartışmaları, oynaşmaları...
Hepinizin 12 Eylül Dirlik ve Düzenlik Bayramı'nı kutlarım...
"Döverim ulen sizi... hepinizi döverim"
Biraz geriye bakalim, 30 yıl kadar önceye... Hani Sovyetler Birliği varken, hani işçi sınıfı lafının birilerinin tüylerini diken diken ettiği zamanlarda "Cüneyt Abi"miz de esip gürlüyormuş, bir komünarcasına, bir devrim savaşçısı gibi, burjuvaziye şimşek gibi çakıyormuş meğer... Buyrun;
Önce burjuva konuşuyor, bütün siyasetinin ipini pazara seriyor ( ince ince ajitasyon ), ardından Cüneyt Abi kibarca "Susun lütfen" dedikten sonra esmeye başlıyor... Yıl 1977, sert yıllar... Propagandanın belirgin olduğu yıllar... Cüneyt Arkın da kariyerinin doruğunda... Film Yıkılmayan Adam , yönetmen Remzi Jöntürk ki kendisinin Pir Sultan Abdal isminde de, Malkoçoğlu Kara Korsan isminde de filmleri var; Remzi Jöntürk filmografi
Film genelinde ajit-prop... Bazen ince bir ayar tutturuyor, bazen kafaya çakıyor mesajı... "Tüketici kitle"nin ( Film tüketmek de ne demekse artık ) solda durduğu çok açık, ki o zamanlar sol kitle film yapımcıları için ne kadar "pazar"dı hiç bilemiyorum... Cüneyt Arkın'la sol propaganda yapmanın da sebebini çözebilmiş değilim... Kemal Sunal, İlyas Salman ve Yılmaz Güney'i aklıma getirince oturtamıyorum tablonun bütününe Cüneyt Arkın'ı...
Neyse, zaten meram da pek Cüneyt Arkın üzerine değil aslında, ondan yola çıkarak sadece... Yapımcı firmanın ( Kalkavan Film ) Beş Dakikada Beşiktaş isimli bir Feri Cansel filmine imza atmış olmasına da değinelim ve geçelim ikinci filmimize...
Yıl yine 1977 ... Rüzgar soldan estiği gibi sağdan da esiyor, ve illa ki estiriliyor sağdan sağdan... Cüneyt Arkın çalışkan bir film emekçisi ya, boş durmuyor tabi ki... Bir filmle de Turan ellerine selam ediyorlar İstanbul' dan; Güneş Ne zaman Doğacak ... Bu seferki film çok daha korkunç, izleyene resmen "öküz" demekten farkı yok, küfreder gibi kafaya kafaya ajit yağmuru...
Yere düşen bir insana kuçukuçu kadar değer vermeyen kentli kokoş mu ararsınız yoksa yolda kiralık fıkra ekibi gibi gezen bir düşman üçlüsü mü? ( Birgün bir "Moskof", bir Çinli bir de Kovboy İstanbul'da geziyormuş abicim, sorr-na bir çocuk yere düşmüş abicim, tamam mı... ) Dizi incinen sokak çocuğunun Ülkü Eczanesinde tedavi görmesini de atlamadık sayın "tek filmlik" yönetmenim; Mehmet Kılıç ... Bir de yapımcı Orhun Film' in de sadece bu filmi yaptığına değinelim ve toparlayalım...
Aynı yılda çekilen bu filmlerden, aynı vakitte atılan bu tokatlardan hangisi kimin suratında patlıyor o asıl meram, niye sağlı sollu tokatlanıyoruz o asıl düşünülmesi gereken... Arkın'ın sağ filmler yaparken ve gayet de memnunken halinden kariyerine böyle bir riski (solcu damgası) alması asıl merakı cezbeden...
Ki Güneş Ne Zaman Doğacak vakası Maraş Katliamında da görevini ( faşist kitleyi kapalı bir mekana toplamak ) yerine getiriyor kendi çapında;
"15 gün öncesinden itibaren, gelecek program olarak “Zeynel ile Veysel” filmi gösterilecekken Adana Maraş ÜGD Şubesi’ne gelen iki şahsın getirdiği ‘Güneş Ne Zaman Doğacak” filmi 16 Aralık’ta aniden gösterime sokulmuştur.." Vikipedi - Kahramanmaraş Olayları
Velhasıl solcu olmadığı apaçık olan birileri niye sola seslenir, hem de mazisinde soft-pornolar olan Kalkavan Film bunu neden yapar anlamış değilim...
Biliyoruz tabi ki, kimilerinin dini imanı para... Biliyoruz herşey mal, heryer pazar... Ama bazı hareketlerini hala anlamış değilim Bezirganizm' in...
---
Çıkartmanın .pdf formatındaki, baskıya hazır hali için sanalmolotof@gmail.com a bir mail yeterli... Aşağıdaki .jpg format imaj da görüntü kalitesi açısından oldukça iyi, yazıcınızda yeterince verimli olacaktır (Bir A4 den 8 adet çıkartma elde edilmek üzere)...
NOT: "Kırmızı mürekkep bırakmadın alette, tükettin" diye ağlamayın bana, o kadar da masraf oluversin)...
Ne mutlu...

İnsan Pazarı
Gondulardan gelmişik
açlık nedir bilmişik
aman ağbey yaman ağbey
gör bizi
sabahın seherinde sıcak yataktan
kopmuşuk da gelmişik bu güvenpark'a
gelmişik de birikmişik bu güvenpark'ta
'angara angara güzel angara'
aman ağbey yaman ağbey
gör bizi
çorum'lardan suvas'lardan oluruk
çangırı'dan ezirgan'dan gelirik
gırşeher'den yozgat'tanık vallaha
anşe'lerik fatma'larık gülüzar'larık
güllü'lerik hatçe'lerik ağbeyim
açlık nedir bilirik
hele sen bir al bizi
hele sen bir olur de
biz her işi görürük
cam silerik parıl parıl
halı kilim silkerik
ağartırık gap-gacağı
aş da yaparık
çamaşır dikiş nakış
yatak da gabartırık
süpürürük tertemiz
gül-gülüstan ederik
bakma öyle kibir kibir ağbeyim
bakma öyle horgörük
hele sen bir olur de
hele sen bir al bizi
hele sen bir goku sür
sultan olur sekerik
açlığın dini olmaz ağbeyim
yoksulluğun vatanı
kör olasın gahpe devran
biz açlığı bilirik
güvenpark'ta bir anıt var
gördün mü
aha böyle yamrı yumru bir daşdan
bildin mi
yazıyo ki o anıtta ağbeyim
'övün çalış güven türk'
garga bokun yememiş
it deşmemiş çöplüğü
biz gelirik gondulardan ağbeyim
aha orda bekleşirik
beklerik ki gelsinler
bizi ordan alsınlar
yap desinler aha şunu
yap desinler aha bunu
üşenmezik erinmezik
biz her işi görürük
yeter ki gelsin epmek
yeter ki brakmasın bu can bu teni
türkük diye övünüyok ağbeyim
açlık türkü bilmiyo ki
varak diyok iş üstüne
çağır çağır gelmiyo ki
çalışsak da güvensek da ağbeyim
övünsek da olma mı
anam sayrı üç yıldır
babam işsiz ağbeyim
gardaşlarım daha güççük
daha suçsuz ağbeyim
birileri gelse de alsa ya beni
yuğsam da arıtsam ya kirlilerini
dersim'lerden suvas'lardan oluruk
gıtlıklardan gıyımlardan gelirik
erinmezik üşenmezik ağbeyim
biz açlığı bilirik
güvenpark'ta o anıta
selam saygı ederik
Hasan Hüseyin Korkmazgil
"Sözde YouTube" ...
Kapatın interneti... Toptan kapatılsın internet, kütüphaneler de kapatılsın, televizyon kanallarının da yayınları durdurulsun... Gazeteler de toplatılsın, bir daha çıkmasınlar...
Sayın amirlerimden, pek değerli dövlet büyüklerimden rica ediyorum, lütfen, allasen kapatın şu interneti... Çok mağdur oluyoruz ailecek... Ne zaman açsam bilgisayarı küfrediyor bana internet, hayır ağır sövüyo altta kalıyorum yoksa ben de cevap veriyorum arada ama... N'olursunuz kapatın şu interneti, soyuma sopuma küfrediyor kendisi...
Olaya bakar mısınız?... Deliliğin daniskası, resmen cinnet bu yahu... Yani komik diyecem evet komik ama bir yandan da değil, acınası, zavallı bir durum... Düşünebiliyor musunuz, muhtemelen 15-16 yaşındaki bir faşist müsveddesi tekbaşına (ya da birkaç kankasıyla) bir ülkenin gündemine girdi, internet çıkışlarını bloke ettirdi, maymun etti adalet, hukuk anlayışını ve varsa bir gram karizmasını... E bravo...
Bir iki laf da "gocunan çoğunluğa"; Yahu bir sonraki rahatsızlığınızda bu kadar ayağa kaldırmayın ortamı lütfen, bir daha uf yaparsa size o çocuklar, atın bize bir e-mail biz size tarif edelim bilgisayarınızın fişini kendinize elektrik çarptırtmadan çekme yolunu...
Ama size en büyük güzelliği yapıp meseleyi kökten çözmeye karar veren ailenizin süper kahramanları olarak ekibimiz şu karara vardı...
Sanal Molotof bir kampanya başlatıyor;
" İnternet cümleten kapatılsın "
"İnternete Karşı Gerekirse Sınırötesi"
"O İnternet Sönecek Akıl Başa Gelecek"
"Yuuutub şaşırma sabrımızı taşırma"
İlk eylemimizi bu haftasonu Taksim Meydanı' nda gerçekleştirmeyi planlıyoruz, eylem programında temsili internet yakma ve histerme gösterileri, Yuuutub Elçiliği'ne kara çelenk bırakma olacak... Alın internetinizi gelin, Türk'ün gücünü dünya görsün... Galaktika Türk olsun ! ...
Dalga mı geçiyosunuz?
Yaş olmuş otuz küsür... Gördük kendimizce birşeyler... Salağa döndürdünüz ama beni artık, bildiğin salağa... El kadar bebeydim daha ilk esip gürlediğinizde, pek anlamamıştım kimin yediğini tüm bu etrafımda dönen bokları... Hala da anlayabilmiş değilim ki "salağa döndüm sayenizde" diyorum, teşekkür ederim... Yaş oldu otuz küsür, hala anlayamıyorum kardeşim ben sizi...
Şimdi de gelmiş "Eyaletlere bölelim" diyorsunuz... Tamam da, iyi de, bölelim eyaletlere de, ne bok yediniz o zaman 27 sene önce?... Ben mi kırdım bu çocukları? Ben mi sallandırdım?... Taşşak oğlanı ettiniz hepimizi, dalga mı geçiyosunuz bizimle?...
Bir fırsatım olsa da... Tövbe estağfurullah....
Foxy Lady
Bir "Tilki"miz eksikti, o da oldu... Gözümüz aydın, koccaaaa Ameriga'nın manipülatörü artık bizi de dezenforme edecek... Çarpıtma, yamultma eksikli memleketimize (ne demezsin) hizmet... Gözümüz aydın... Çok yaşa Murdoch Paşa...
savaş...
Taa "11 Eylül sonrası", 6 sene önce yazdığımız bir yazı (birazcık kırpıldı)... Ne değişmiş?... Hiç... Kocaman hem de, buyrun siz karar verin;
"Savaş? Savaş?..."
Murray Bookchin'in "Dinle Marksist" yazısında şuna benzer bir cümle geçiyordu;
"Marx' ın yöntemsel olarak en büyük başarılarından birisi geçmişin analizleri ışığında bugüne bakabilmek, dahası bununla geleceğe doğru da uzanabilmek olmuştur... Oysa ki günümüzde sadece ve sadece geçmişle ilgilenir olduk" "Hangi kahrolası zaman -ölmekte olanı- değil de -yeni doğmakta- olanı göreceğiz ?"
Tüm bu olaylara (ve tepkilere) bakıyoruz ve Bookchin' in haklı olduğu bir kere daha aklımıza yatıyor...
Dünden önceki gün de yaşandı, yarından sonraki gün de yaşanacak...
Gözlerin ayarını, algıların ayarını bir kere daha gözden geçirmek lazım... "Buraya kadar" hiçbirşey yolunda değildi... ( Mathieu Kassovitz in " La Haine - Nefret " filminden bir alıntı "Bu 50. kattan aşağıya düşmekte olan bir adamın öyküsüdür... Ve her katta kendi kendine şöyle der; Buraya kadar herşey yolunda... buraya kadar herşey yolunda...)
Bundan sonra da bu gidişle olmayacak... net ve kesin...
Amerika'nın (emperyalizmin şu andaki ismi... yoksa -ne olursa olsun Amerika- ve -yalnızca Amerika- değil tabi ki) şimdiye kadar yaydığı agresyon, bunalım kapitalizmin karakteristiğidir... ve bunalımın yerküre üzerine eşit dağılmaya başlaması da kaçınılmazdı zaten... bu olaylar vardı, gerçekti... Dün çarpmadı o uçaklar o binalara yani... yıllar oldu... ve o uçakların pilotları da yoktu ! Herkesin eli kontrol düğmelerinde, kollarında idi... Binada üzerlerine gelen uçağı son anda farkedenler de dahil...
Olayları tarihsel akışlarından keserek inceliyoruz bazen, yanlışı da burada yapıyoruz işte... "Mutlak iyiler" (masumlar) ve "Mutlak kötüler"e (caniler) çıkıyor bu analiz tarzı... oysa ki gerçek şöyle diyor bize;
"Bunları sizlere kendiniz yaşatıyorsunuz, tarih akışkanlığı içerisinde üstüste koyulan tuğlaların harcı tutmuyor siz son tuğlayı suçluyorsunuz... Harca bakın"
Geçmişini ve geleceğini görebilen bir kitle, sistem muhalifleri yıllardır haykırıyordu "Gemi su alıyoooorr" diye...
Şimdi bir iki kova su da Kaptan köşküne sızdı... ve panik başladı... Ama bizlerin söylediği şekilde geminin su aldığını farkederek değil...
Onlar Kaptan köşkünün çatısı sızdırıyor falan sanıyorlar hala... Dertleri başka...
Kapitalizm insanlık dışıdır... vahşidir... buhranlıdır...
ve bu buhran da geometrik olarak da dengeli bir biçim olan "küre"ye dengeli bir biçimde dağılacaktır... başka yolu da yok... "Felsefesini yapalım" derken kastedilen şu;
Binalarda, kaçırılan uçaklarda ölen insanlar masumdu... evet tabi ki...
Peki ya intihar edebilecek kadar kendinden geçmiş-geçirilmiş insanlar "suçlu", "cani" olarak mı doğdular? Acaba?..
işte burada can yakar bu sorular, çünkü üstümüze üstümüze gelir... işte gerçek; Onlar da bir yerlere kadar masumdular...
-di- li geçmiş zamanı "masumdular, artık değiller" cümlesini tek hakeden onlar mı peki?... işte bir can yakan soru daha... Kendi kendimizle başbaşa kaldığımızda kendimize yanıt vermek üzere söz verelim ve bırakalım felsefeyi şimdilik, siyasete girelim ("Siyasetle felsefe ayrılmamalıdır, dünyayı anlamak yetmez değiştirmeye çalışmak önemlidir" diyen Marx a saygılarımızla beraber)...
Yani aslında alan değiştirmemekle beraber biraz daha az kafa yorucu kısmına yönelelim konunun; "Dünü değil bir önceki günü de görebilmek"ten bahsettik ve ekledik; Bu da, yanına "Yarını değil bir sonraki günü de hesaplayabilmek" eklendiğinde anlamlıdır diye... Buradaki hesaplamalar da öyle mekanik, matematiksel, sosyal mühendis işi şeyler değil ha.. sezgisel ve aklı çalışan her insanın kavrayabileceği şeyler (kesin doğrular olmayışları da eklenerek)...
Dünden öncesi; Amerika ( = emperyalizm = En yüksek derecede kapitalizm) agresyon / şiddet yayıyor... Dün; Bir yer dışında heryerde biriken bu şiddet kabına sığmıyor... Bugün; Şaşkınlık... Yarın; Agresyon / şiddet yaymaya kararlı Amerika aynen devam ediyor... Yarından sonrası; Bakınız "Dün"
"Tarih tekerrürden ibarettir" yargısı biraz kabasaba bir anlatımla da olsa bir şeyler işaret ediyor aslında (Tarihsel Materyalizm diyecek birileri)...
"Elindeki tek alet çekiçse eğer çözmen gereken bütün sorunlar çivi gibi gözükür sana" diyordu bir söz, Körfez Savaşı sırasında bir yerlerde görmüştüm... İngilizceydi hem de, çok büyük olasılıkla Amerikalı bir muhalif grup kullanıyordu yani bu sözü...
Tüm sorunlar çivi değildir yani tepesine çekiçle vurularak çözülemezler... aksine bazıları tepesine çekiçle vurulmasından hiç hazetmeyecek bir şeydirler; sarmal yay...
Dün ve öncesi bitti... anlamak lazım...
Yarın ve sonrası yaşanacak... sezebilmek lazım...
Ama biz buradayız, bugünde... Ya bugün ?... Harekete geçmek lazım...
Şu saydıklarımızı ( "Dünü anlamak" ve "Yarını sezebilmek" ) cebimize koyarak...
"Masumiyet çağı" bitmiş olsa da, bu çağda olsun "elinden geldiğince masum kalmak" isteyen herkes elini taşın altına koyacak, başka da yolu yok... Bundan dolayı da şu anda en önemli umut Amerikan halkının sağduyusu (Bunu tetikleyebilecek şey ise; Amerikan muhaliflerinin eylem gücü)... ne kadar "Onlarda sağduyu ne gezer yahu?" desek de bu böyle, biz de korkmuyor değiliz işin çoğunun onlara kalmasından...
Peki bizler?... belli aslında... Anti-kapitalist/anti-militarist bir çizgide inatla devam etmek... Yanı başımızdaki kokmuş ağızlı, leş yiyici savaş çığırtkanlarını susturmak...
"Bi'şeyler yapmalı"
Garanti Bankası dünyamızı kurtarıyor, süper hizmet;
"Çevreye duyarlı Bonus Card"
Söz konusu kredi kartıyla üretiminde sera gazı ortaya çıkmasına sebep olmuş herhangi bir ürün alamıyorsunuz mesela, anında kilitleniyor, hesaptaki bütün paraya da el koyuyor... Bir şekilde gönül koyuyor, "duyarlı" hesaaaaabıı... Ne zaman sera gazlarıyla dolaylı-dolaysız ilgisi olmayan bir alışveriş yapacağınıza ikna ederseniz ancak o vakit veriyor parayı...
PVC oranı düşük mesela, böylelikle doğada kolaylıkla yokoluyor... Yani işiniz bitince, ne bileyim süresi
dolunca bu kartı doğaya gönül rahatlığıyla atabilirsiniz, hatta gidip bir ağaca bağlayabilirsiniz adak misali, saksıya gömebilirsiniz gübre niyetine... Doğada yokoluyo ya, ondan yani... Ama dikkat etmek lazım, fazla hızlı yokoluyor doğayla temas edince, cüzdanınızdan çıkarttığınız anda ortamdaki doğa etkisinden bile yokolabilir, yenisini almak zorunda kalırsınız...
Kağıt tasarrufu da sağlıyor ayrıca, hesap özetleri e-maille anında "inbox"da... Ama sen ondan çıktı alırsan öyle olmaz ki ama... Ne anladım ki ben şimdi bu kağıt tasarrufundan?... Hem sana ne Garanti Bankası'nın "Tanıtım Hizmetlerinde" yaptığı gereksiz kağıt harcamasından?...
Bedavası en bol kart Bonus Card ... Saçınızdaki Afro yaklaşım, "A danger - A place - Bi'şeyler yapmalı" sıkıntınıza çare de cabaları ...
-Ben Küresel Isınma karşıtı biraz alışveriş yapıp geliyorum şekerim, malum bi'şeyler yapmalı...
"Gereksizse Söndür ! - Komutan"
Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe;
"Türkiye, AB sürecinde kaçınılmaz olarak bu Kyoto'yu imzalayacaktır. İklim Değişikliği Ulusal Bildirimi, Kyoto'ya giden yolu çizen rapordur. Kyoto'yu imzalamadan İklim Değişikliği Taraflar Sözleşmesi'ni imzalama önemli bir adımdır"
"Sorumluluk ev hanımı Ayşe teyzeye düşüyor. Kime düşüyor? İlkokul beşinci sınıfa giden Hasan'a düşüyor. Kamyon şoförü Mehmet'e düşüyor. Köylü Ali amcaya düşüyor. Yani herkesin sorumlulukları var"
E doğru söze ne denir?... Tabi ki Kyoto Protokolünü imzalayacaz, malum Avrupa yolcusuyuz... Ama birkaç sene önce öyle bir durumumuz yoktu, o zaman ortaya çıkan sera gazları sadece memleket üzerindeki atmosferi oyuyordu, şimdi Avrupa'nın da atmosferini oyuyor olacaz ya, malum... Keza Amerika da AB üyesi değil (bu Amerika Avrupa'da değil di mi? yanlış olmasın da), imzalamayıversinler Kyoto Protokolünü, "kendi atmosferleri" onların...
Ne denir doğru söze?... Sorumluluk tabi ki Ayşe Teyze'nin, sabah akşam evinde plastik üretiyordu bu kadın, biber dolmasından salınan sera gazları da cabası...
Ya ilkokul beşinci sınıftaki Hasan isimli utanmaz? Terbiyesizin önde gideni... İki metrelik mesafeye, evden okula hergün Hummer'la giden Hasan... sorumlusun, şerefsiz...
Köylü Ali Amca? Gözüm görmesin seni... Kaç tane fabrikan var?... İşin gücün gereksiz ürün üretmek, yok efendim elektrikli diş fırçası, yok efendim cep telefonu bakteri temizleyicisi, yok efendim vibratör... Pis herif, köyü yanasıca...
Kimi yiyosunuz siz ya?... Bir aydır bir propaganda, bir densizlik, sanki millet suyu çok harcıyor diye küresel ısınıyoruz, sonuçları (kuraklık) sebepmiş gibi yedirmeye devam... yemezler...
İnsanlığın azınlığının endüstri devriminden bu yana yediği bokların sonucudur bu, kar hırsının, ekonomizmin sonucudur... İstediğiniz kadar "eski reçete" deyin basbayağı kapitalizmin sonucudur bu... yemezler...






